Murat Sevgi - Hayatın Anahtarı: Arılar

Murat Sevgi

Hayatın Anahtarı: Arılar

Murat Sevgi

Baştan belirteyim, bu yazım eski! (2007) Yani, yazıda ‘gelecek’ diye söylediklerimin çoğu ‘geldi’:

  “Küresel ısınma dolayısıyla kutuplarda görülen erime iklim değişikliklerine sebep oluyor.” Bu cümleyi sıkça duyuyoruz ve artık hiç kimsenin şüphesi yok. İki hafta kadar önce meteoroloji mühendisi bir arkadaşım ile birlikte Trakya’da iklim ve tarımın geleceği konularında konuşup, sohbet ederken aramıza katılan iki kişi sohbetin mecrasını birden değiştirdi:

  Naci bey ve oğlu Halil, ellerindeki gazeteyi göstererek;

  - “Konuşmanıza kulak misafiri olduk. Bizler değişimin canlı şahidiyiz. Artık nesli tükenme sırası galiba insana geldi!” Dediğinde elindeki gazeteyi bana verdi. Gazetenin manşetinde “ARILAR BİTERSE İNSANLIK BİTER” Diyordu ve arının bunu nasıl sağladığı anlatılıyordu. Naci bey Sakarya’da arıcılık yapan bir çiftçi ailesinin reisiydi. Köylerinde kovanlarında ürettiği ve diğer çiftçilerden topladığı balları ambalajlayıp piyasaya sürdüğü küçük bir işletmesi vardı. Baba-oğul Çorlu’ya da pazarlama faaliyetinin bir uzantısı olarak gelmişlerdi. Anlatmaya başladığında durumun ne kadar dehşet verici bir hal aldığını fark ettik. Tehlike kapımıza dayanana kadar umursamayız ya… İşte kapımıza dayanmıştı!

  - “Arılar çok hassas canlılar değildir. Bakımı kolaydır.. Tabii ustasına, tecrübelisine! Ama yıllardır süre gelen deneyimleri ile arıcılar bile olup bitenlere seyirci kalıyorlar. 99 depremi sonrası yaşanan ekonomik sorunlar arıcılığın geçirdiği krizi görmelerini engelledi. Yörede birçok kişi artık üretim yapamaz hale gelenince İstanbul’a ya da büyük kentlere göç etti. Bunun deprem göçü ile gölgelenmesi, seslerinin duyulmasını önledi.

  Ama son 2-3 yıldır düzenli bir azalma olduğu bariz şekilde ortada. Mahsul hem yarı yarıya azaldı. Hem de aynı kalite ve kokusu kalmadı. Bunun hastalıkla ya da bakteri ile ilgisi yok. Tek sorun arıların ömürleri ve üreme oranları düştü.” 

  Yiyecek zincirinin en başında bitkiler geliyor. Ama bunun olabilmesi için döllenme şart. Yani bütün tohumlar döllenmiş birer yumurta aslında.

  Bitkilerde döllenme işine yardımcı olanlar arılar. Arılar olmasa bitkiler, çiçeklerinde ürettikleri polenleri diğer çiçeklere ulaştıramazlar. Bal için çiçek özleri toplarken hayatın anahtarını da ayaklarında taşıyorlar.

  Birileri dünyanın durumu üzerine bir şeyler söyledikçe huzursuz olanlar var aramızda. En azında bunun kötü bir gidiş olduğu konusunda hepimiz aynı görüşleri paylaşıyoruz. Ama her zaman ki gibi ispat arayışımız çok kötü sonuçlar doğurabilir.

  Yazının başında belirttiğim meteoroloji mühendisi arkadaşım bile;

  - “Evim sahile çok yakın olduğu için yıllardır deniz kıyısına gittiğimde hep kontrol ederim. Deniz suyunun yükselmesini görebilmiş değilim” diyebiliyor. Ya da başka bir uzman televizyonlarda: “Buzulların erimesi ile oluşacak yükseklik farkı felaket tellallarının büyüttüğü düzeyde etkili olmaz” diye patlatıyor espriyi! 

  Türkiye gibi gelişmekte (yani geri kalmışların kıdemlisi) olan ülkelerde yaşayan toplumların, politikacıların beceriksizliğine mahkum olduğu bir gerçektir. Buna rağmen, hep sözlerine inanılıyor olması da bir kara mizah örneğidir. Radyasyonun zararlarını saklamak için gözünüzün içine baka, baka çayını yudumlayanlar mı istersiniz? Tavuklardan kaynaklandığı iddia edilen bir grip salgını ile ilgili basın toplantısını tavuklu ziyafet zannedenler mi? Hepsi bizde! Kemal Suna, Şener ŞEN komedisi gibi bir durumdur aslında ülkemizin durumu. Halkını, Aziz NESİN hikayelerinden fırlamış siyasetçilerin, bürokratların, yetkililerin kuşattığı garip bir ülkede yaşıyoruz!

  Deprem haberleri sonrasında, metreyi eline alıp kıyıda denizin yüksekliğini de ölçtüler mi bilmiyorum. Ben duymadım ama olmuştur herhalde. Olmadıysa da mevcut siyasetçilere kullanabilecekleri iyi bir malzeme vermiş olalım. Öyle imaj direktörlerine, kampanya ajanslara milyonlar kaptırmasınlar!

  Şimdi politikacıları koyalım bir tarafa da biz işin içine girelim tekrar. Diyoruz ki dünya ısınıyor, buzullar eriyor, arılar ölmeye başladı.

  Evet!

  Peki sırada ne var?

  Piyango mu düzenlesek bulana para vermek için yoksa bekleyip görsek mi? Bence bekleyelim. Hep bekliyoruz ya! Bunu da bekleyelim. Mona Lisa’dan tutun da kutsal kitaplara kadar her türlü şifreyi çözecek enkripşın uzmanlarımız var. Genelde çakmaları ortalarda dolaşıyor ama harbi enkripşın ustalarına da sahibiz! Tabiatın şifresini çözenini duymadım ama ben bir alamet daha sayayım size. Bunu da hepiniz biliyorsunuz aslında. Söyleyeceğim şeyin adı KANSER! Korkunç bir son olmaktan çıkmaya başlasa da ölümle birlikte anılıyor olması müthiş bir tedirginlik kaynağı.

  Ozon tabakasının CFC (KloroFloroKarbon) denilen gazlar sayesinde delinip bazı yerlerde yok olması kanserin nedenlerinden sadece biri. Ozon tabakası olmayınca güneşin önündeki kalkan kalktı. Böylece güneş bizleri açık hava kebabı gibi pişiriyor. Kebap haline geliyor olmamız şimdilerde cilt hastalıklarının artmasıyla işaretlerini veriyor. Bir sonraki aşaması kan ve bağışıklık sistemi hastalıklarında kendini gösteriyor. 

  62 yıldan bu yana ABD uzay merakı ile NASA’nın araştırmalarına tonlarca para aktarıyor. Bir yandan da buralara gidince lazım olacak sistemleri test ediyor. Yerçekimsiz ortamda bitki ve hayvan yetiştiriyor. Görünüyor ki ABD dünyayı çoktan gözden çıkarmış. Yani en azında elit bir azınlık için bile olsa kıyameti en tepeden izleme şansı sağlayabilme yolunda ilerlemeler oluyor. ABD yapımı filmlerin çoğunda üst kültür gurubu kitlenin düşünce yapısını ve bilinç altında yatan kurguları çıkartmak hiç de zor değil.

* * *

  Adamlar, kendi kıyametlerini geciktirmeye çalışıyorlar akıllarınca… Yaptıklarımızın özellikle de son üç asrın sorumluluğunu omuzlarımızda taşımaktayız. Yakın geçmişte yaşananların bir sonucu olarak karanlık bir geleceğe mahkum edildik. İdam sehpasına doğru yürüyen elleri bağlanmamış bir mahkumdan farkımız yok. Yüzlerce yılın tarihini ve kültürünü yaratmış olmanın, “insan” olmanın verdiği gururlu tavrı bozmadan, yok oluşun mutlak karanlığına gidiyoruz.

  Bakalım ne kadar daha soğukkanlılığımızı koruyabileceğiz…

  Hep sevgi ile kalın

  Evet!

  Peki sırada ne var?

  Piyango mu düzenlesek bulana para vermek için yoksa bekleyip görsek mi? Bence bekleyelim. Hep bekliyoruz ya! Bunu da bekleyelim. Mona Lisa’dan tutun da kutsal kitaplara kadar her türlü şifreyi çözecek enkripşın uzmanlarımız var. Genelde çakmaları ortalarda dolaşıyor ama harbi enkripşın ustalarına da sahibiz! Tabiatın şifresini çözenini duymadım ama ben bir alamet daha sayayım size. Bunu da hepiniz biliyorsunuz aslında. Söyleyeceğim şeyin adı KANSER! Korkunç bir son olmaktan çıkmaya başlasa da ölümle birlikte anılıyor olması müthiş bir tedirginlik kaynağı.

  Ozon tabakasının CFC (KloroFloroKarbon) denilen gazlar sayesinde delinip bazı yerlerde yok olması kanserin nedenlerinden sadece biri. Ozon tabakası olmayınca güneşin önündeki kalkan kalktı. Böylece güneş bizleri açık hava kebabı gibi pişiriyor. Kebap haline geliyor olmamız şimdilerde cilt hastalıklarının artmasıyla işaretlerini veriyor. Bir sonraki aşaması kan ve bağışıklık sistemi hastalıklarında kendini gösteriyor. 

  62 yıldan bu yana ABD uzay merakı ile NASA’nın araştırmalarına tonlarca para aktarıyor. Bir yandan da buralara gidince lazım olacak sistemleri test ediyor. Yerçekimsiz ortamda bitki ve hayvan yetiştiriyor. Görünüyor ki ABD dünyayı çoktan gözden çıkarmış. Yani en azında elit bir azınlık için bile olsa kıyameti en tepeden izleme şansı sağlayabilme yolunda ilerlemeler oluyor. ABD yapımı filmlerin çoğunda üst kültür gurubu kitlenin düşünce yapısını ve bilinç altında yatan kurguları çıkartmak hiç de zor değil.

* * *

  Adamlar, kendi kıyametlerini geciktirmeye çalışıyorlar akıllarınca… Yaptıklarımızın özellikle de son üç asrın sorumluluğunu omuzlarımızda taşımaktayız. Yakın geçmişte yaşananların bir sonucu olarak karanlık bir geleceğe mahkum edildik. İdam sehpasına doğru yürüyen elleri bağlanmamış bir mahkumdan farkımız yok. Yüzlerce yılın tarihini ve kültürünü yaratmış olmanın, “insan” olmanın verdiği gururlu tavrı bozmadan, yok oluşun mutlak karanlığına gidiyoruz.

  Bakalım ne kadar daha soğukkanlılığımızı koruyabileceğiz…

  Hep sevgi ile kalın

  murat.sevgi@hotmail.com

  www.twitter.com/muratsevgi

Murat Sevgi Köşe Yazıları



çorlu haber üyelik işlemleri
köşe yazarları
Mehmet Bozdağ Hesap Köprüsü

Mehmet Bozdağ

Abdullah Gürman Şikayetim Var!

Abdullah Gürman

Çorlu Web Tasarım Çorlu Havalandırma Sistemleri Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Kanal Açma Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Halı Yıkama Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Ev Temizliği Çorlu Halı Yıkama Bölme Duvar Sistemleri Çorlu Hukuk Bürosu Çorlu Hukuk Bürosu Çorlu Cam Balkon Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Kreş ve Anaokulu