Murat Sevgi - Marka Bilinci Ve Algının Değişimi Üzerine

Murat Sevgi

Marka Bilinci Ve Algının Değişimi Üzerine

Murat Sevgi

Meydandaki o meşhur büfe, bir MARKALAŞMA örneği olarak, özellikle gençlerin uğrak yeri olarak, önemli bir atak yapmıştı ama büfe sahibinin sosyal medyada yaptığı GAF, hem marka değerini hem de müşteri bağlılığını derinden etkileyecek!

 

* * *

 

            MARKA oluşturmak; hem zor, hem de uzun soluklu bir süreci gerektirir. Logosu (şekli), renkleri, sloganı (düsturu) ve stili (tarzı) ile bir işarettir. Peki neyin işaretidir? Onu taşıyan hizmet ya da ürünün işaretidir. Yani “markacı” diye ortalarda dolaşan bir ton adamın yaptığı gibi; sadece işaretin fonksiyonel (işlevli) olması ile iş bitmez!

            Markanın değeri ürün ve hizmetin değeri ile ortaya koyulur. Verilenin, ürün ya da hizmetle bitmediğinin işaretidir. Bunlardan en önemlileri: Müşteri tarafında oluşan GÜVEN ve tercihteki RAHATLIK markanın sağladığı aksesuarlardır. Aslında ‘rahatlık’ da öncesinde oluşan güven sayesinde oluşmuştur. Mesela çocuğunuza kanserojen içermediğini bilmenin RAHATLIĞI ile, X marka bir oyuncak aldığınızda o markaya GÜVENİYOR olduğunuzu da anlarız. Ya da, sürekli olarak gittiğiniz bir büfe olduğunu düşünün. Ayak üstü yemek için sürekli yolunuz oraya düşüyor ise artık tezgahtarların samimiyetinden ve çok fazla gitmenin sağladığı izleyicilik-gözlemcilik sayesinde ürün kalitesinden az-çok haberdar olmuşsunuzdur. Hatta o büfeden bir yerlerde bahsedildiği zaman ‘ben tanıyorum’ diyerek lafa girdiğiniz bile oluyordur... Bu durum, sizinle büfe arasında bir duygusal bağın başlangıcı da olabilir ama bu bağ tek taraflıdır. Sonra bir gün gelir büfe sahibi “twitter” hesabından saçma sapan bir beyanatta bulunur. Her şeyin canına okuduğunu fark etmesi fazla sürmez ama gerçekten de iş bitmiştir! Yıllarca oluşan sempati ve tabelası olmasa bile gelişen marka bilinci çöker! Hatta büfeciyi geçindiren o sempatizan kalabalığı birden kesilir... Bunu, kafasına göktaşı düşmesine de benzetebilirsiniz. Ama düşen sadece satışlar değildir! Yıllardır, binlerce kişinin gözünde o büfe için oluşmuş yanlış imaj yerin dibine batmıştır!

            Bir sinek, koca bir tencere çorbayı döktürür derler ya; bazen bir “twit” de yıllar boyu sahte yüzler ve maskelerle kandırılmış bir toplumu uyandırıverir. Artık Taksim’e gittiğimde ıslak köfte yemeyi bırakıp kendime başka bir “marka mekan” arama zamanı geldiğini de anlamış olurum. Çünkü güven kaybolmuş ve rahatlık yerini hoşnutsuzluğa bırakmıştır!

            Güven ve rahatlık, satın alınan ile birlikte, yanında, aynı kutu içerisinde, siz istemeden verilir!

            Marka olmanın sağladığı güç bazen “tekelleşmeyi” de getirir. Rakiplerini ezen, pazara hakimiyet sağlamasına sebep olan güç, eğer markadan kaynaklanıyorsa; rekabet açısından hiçbir sorun oluşturmaz. (Yani konu markadan kaynaklanan bir hakimiyet ise, kimse, hakim durumun kötüye kullanılmasından söz edemez.) Çünkü, rakiplere karşı hiçbir fiziki engel oluşturulmamaktadır. Tek bir operasyon noktası vardır: Müşterilerin zihinleri (yani bilinçleri)! İşte bu aşamada markalaşmak ZORDUR! Gerçek anlamda bir marka, internet sitelerinde, sokaklarda, TV ekranlarında, gazete ve dergi sayfalarında ya da dükkanların vitrinlerinde kendini çokça gösteriyor olmak değildir.

            Marka, ticaret dünyasının fikir dünyası ile tokuştuğu noktadır. O küçük noktanın yapıtaşı, tokuşmanın şiddetinden değişim geçirmiştir. Artık ticari ve fikri değerleri birbirinden ayrılamaz şekilde kaynaşmıştır. Zihinlerde dolaşabilen kütlesiz bir yapıya kavuşmuştur. O yüzden marka, artık sadece aklî bir varlıktır.

            Aklî varlıklar, aklı olan varlıkların akılları üzerinde gezinebilir. Yerleri düşünebilen varlıkların beyinleridir. Bir parazit gibi oraya çöreklenirler. Bulundukları beyni tercih noktasında sömürürler. Kişi de bu sömürü karşısında tatlı bir haz duyar. Bu şekilde karşılıklı çıkara dayalı bir yaşam süreci devam eder.

            İşte, ortalarda, “markacı” diye dolaşan bazıları, beyinde oluşan bu markalaşma operasyonunun ne halta yaradığını fark etmese de ‘bilinç’ ile ilgili bir şeyler olduğunu anlamış ve bu (markalaşmanın bulaşması sonrası beyindeki) durumu görerek ya da bilerek değil, tamamen teorik mantıkla “MARKA BİLİNCİ” demiştir.

            Marka için, beyne bulaşan parazit benzetmesi yaparken, biyolojik literatürde; yoğurt ve peynir gibi faydalı organizmalar olduğunu da unutup tümüyle ‘kötü’ anlam yüklenmemesini hatırlatmak gerekir.

* * *

            MARKA İŞARETTİR!

            O işareti müşterilerinin BEYNİNE KAZIYAN KAZANIR!

            Gerisi, geriden takip etmekle yetinir. Hem toz yutar, hem de nal toplar.

            (Bir markaya sahip olmanın en güzel kısmı da budur!)

            Hep sevgi ile kalın.

 

            Murat SEVGİ

Murat Sevgi Köşe Yazıları



çorlu haber üyelik işlemleri
köşe yazarları
Mehmet Bozdağ Hesap Köprüsü

Mehmet Bozdağ

Abdullah Gürman Şikayetim Var!

Abdullah Gürman

Çorlu Web Tasarım Çorlu Havalandırma Sistemleri Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Kanal Açma Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Halı Yıkama Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Ev Temizliği Çorlu Halı Yıkama Bölme Duvar Sistemleri Çorlu Hukuk Bürosu Çorlu Hukuk Bürosu Çorlu Cam Balkon Çorlu Evden Eve Nakliyat Çorlu Evden Eve Nakliyat